eşcinsellik üzerine sorulanlar
SORU:
Aslında soru değil sorular yazmam gerekiyordu hocam, her ne kadar şu anda gündemmiş gibi gözükse de aslında hiç gündemden düşmeyen birkaç soru sormak istiyorum müsadenizle.
Hocam eşcinsellik bir hastalık mı bu konuya dinimiz nasıl bakıyor?
Lezbiyen ve gaylere karşı nasıl davranmamiz gerektiğini merak ediyorum.
Mesela lezbiyenler kadın oluyor ama kadınlardan hoşlanıyor dolayısıyla bize haram mı oluyorlar gaylar de erkek oluyor ama erkeklerden hoşlanıyor
Çünkü üni yurtlarinda lezbiyenlerle aynı yurtta kalıyoruz.
Sonuçta kimsenin kimliğinde lezbiyen yazmıyor o yüzden kadın oldukları için onlarla aynı odada yaşama ihtimalim var ve o eğer bana haramsa başörtülü yatmak zorundayim filan yani aklıma bunlar geliyor.
Ve son olarak hocam eşcinselliği önlemek adına nasıl tedbirler alabiliriz ?
Bir başka SORU:
Hocam aileme bile söyleyemedim hiçbir zaman, şu an pat diye soyleyeceğim ve denk geldiniz mi biyle bir durumla hiç bilmiyorum ama ben napmam gerektiğini bilmiyorum bir sorun mu desem sınav mi desem bilemedim.Hemcinsime duygu besliyorum.
Ve bu konuda gelen pek çok soru üzerine hem gençlere hem velilere ışık tutacak bu yazıyı yazmaya karar verdim.
Cevabı hem çok net hem de çok zor bir konuya değindiler gençlerimiz. Dilimizin döndüğü kadar etraflıca anlatmaya gayret edelim Hz Musa'nın duası ile başlayalım;
Göğsümü genişlet Rabbim
Kolaylaştır işimi
Çöz dilimden düğümü ki
Anlasınlar beni...
İlk sorunun cevabı dahi başlı başına bir konu o yüzden belki oldukça uzun bir cevap yazacağım.
Eşcinsellik bir hastalık mı İslam bu konuya nasıl bakıyor ? Konuyu hiç eğip bükmeden önce hükmünü daha sonra bu durumun altında yatan bireysel, ailevi ve sosyokültürel sebepleri ayet ve hadisler ışığında bilimsel veriler ile destekleyerek açıklamaya çalışacağım. O yüzden konu hakkında erkenden karar vermeyip okumayı bırakmamanızı rica ediyorum.
Değerli kardeşlerim eşcinselliği Allah hastalık olarak değerlendirmiş olsaydı Lut kavmine azap edilmezdi. Müslim'de 2577 numaralı hadis-i şerifte geçtiği gibi Rabbimiz Kutsi bir hadiste
"Ebû Zer (r.a.)’dan rivayetle, Nebî (s.a.s.)’in Allah-u Azze ve Celle’den yaptığı rivayete göre şöyle buyurdu:
“Ey kullarım! Ben zulmü kendime haram kıldım ve sizlere de haram kıldım. Dolayısıyla, asla zulmetmeyin."
Hadisten de anladığımız üzere zulmü kendisine haram kılan Rabbimiz başkasına nasıl müsaade eder. Kainatın rabbi bir hastaya azab etmekten beridir. Bu durum bir sapkınlık olarak değerlendirilmiştir İslam dininde. Bunun sebeplerine gelince İmam Şafii'nin şu sözünü hatırda tutmak daha doğru anlamamızı kolaylaştıracaktır;
“Haramın en zoru başıdır,
sonra kolaylaşır,
sonra sıradanlaşır,
sonra alışılır,
sonra tatlanır,
sonra kalbe yerleşir.
Sonra da kalp başka bir haramı arar.”
İmam Şafiî (Rahimehullah)
Yukarıda yazdıklarımız olayın dini boyutu ve bizim için aslolan budur yani haramlarda aşırı gitme isteği. Oysa Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem bize haramların etrafında dolaşanın bir gün içine düşme tehlikesini hadis-i şerifte ikaz etmişti. Fakat konuyu bilimsel açıdan da ele alacak olursak;
Amerikan psikoloji derneği 40 yıl önce bu durumu hastalık listesinden silmekle birlikte insanlar bu eğilime doğuştan sahip olmadıkları genlerinin getirdiği bir problem olmadığından dolayı sonradan oluşabilecek eğilimler için onarıcı tedavi adı altında birtakım terapiler uygulamaktadır. Olayın rahatlatıcı yönü bu işin genetik bir problem olmaması. Aksini düşündüğümüzde yakınlarında böyle bir problemle karşılaşan her anne ya da anne adayı çocukları için ciddi manada endişe duyacak bu noktada en küçük bir meyil olur endişesiyle çocukların yaşları itibariyle oluşan cinsel meraklarını bile belki şiddetli tepki ile karşılayacaktı. Profesör Dr Zeki Bayraktar ın bu konuda yapmış olduğu oldukça geniş ve kapsamlı bir çalışma sonucunda yaptığı açıklamaya göre eşcinselliğin doğuştan olduğuna dair hiçbir somut veri bulunamamıştır. 2019'da yapılan beşyüz bin kişinin katıldığı en kapsamlı çalışma sonucunda eşcinselliğin gelişiminde genetik hiçbir etki bulunmadığı kanısına varılmıştır. ( Fıkıhta hünsa, tıp dilinde intersex veya hermafrodit adıyla adlandırılan çok istisnai rahatsızlıklar dışında ki bunlar zaten fıkıhta ve tıpta ayrı olarak değerlendirilmiş ve hükümleri konulmuştur. Kaldı ki bu durum biyolojik olarak belirlenmiş rahatsızlıklardır ve yukarıda da belirtildiği gibi çok istisnai durumlardır.)Fakat ergenlik döneminde yaşanılan geçici duygu dalgalanmaları ve imam Şafii rahmetullahi aleyh in Yukarıdaki belirttiğimiz sözde yaşanan haramlarda aşırı gitme durumu böyle bir olayı gündeme getirebilir.
Şayet birilerinin iddia ettiği gibi bu bir hastalık olsaydı insanlar hastalıkları ile övünmek ya da o hastalığı çevrelerine bulaştırmak adına sokaklara dökülmek yerine bu hastalığın tedavisine başvurmaları gerekmez miydi ? Bugün bir salgınla baş etmeye çalışırken dünya sokaklara dökülmek şöyle dursun kimse evinden çıkamıyor bir diğerine bulaşmasın diye insanlar birbiriyle arasına sosyal mesafe koyarken bunu hastalık olarak tanımlayan ve ısrarla bu şekilde kabul görmesini isteyen insanların tedavi olmak yerine sokaklara taşmasını nasıl izah edebiliriz ?
Ya da diyelim ki nesil emniyetini hiçe sayan insan nesli üzerinde oynanan en büyük oyunlardan biri olan bu çirkinliği hastalık kabul edersek bu durumda hayvanlara ve çocuklara yapılan birçok çirkinliği de hastalık kabul edip sineye mi çekeceğiz veya hasta kabul edersek bile hasta olan birini mazur görüp topluma salarak o çirkinliği defalarca işlemesine müsaade mi edeceğiz ? Herhangi bir hayvana yapılan kötü muameleyi dahi vicdanlarımız kabullenemezken küçücük çocuklara yapılanlara göz mü yumacağız ?
Kaldı ki dinimizde haramlar sokaklara taşmadığı, bu günahlarla övünülmediği ve insanlara duyurulmadığı sürece herhangi bir cezai yaptırımın bu dünyada uygulanmayacağını açıkça belirtilmiştir. Fakat bunun özgürlük adı altında sokaklara taşması kabul edilemez ve hiç kimse Yaratıcımızın apaçık bir çirkinliktir dediği şeyi bize özgürlük adı altında dayatamaz. Özgürlükler bir başkasının temiz bir hayat yaşama özgürlüğüne zarar verdiği yerde durur. Çünkü bu dünyada herkesin aklını neslini malını canını ve dinini koruma özgürlüğü vardır ve bu özgürlükler zedelenmemelidir.
İkinci ve sorunuz olan eşcinseller ve gay'lere karşı nasıl davranmamız gerektiğini de aslında bu cevabın içerisinde kısmen açıklamış olmakla beraber henüz devam eden bir çocukluk süreci dediğimiz ergenlik döneminde merak ya da arkadaş dürtüsüyle yapılan yanlışları çok büyütüp çocuğu toplumdan dışlamamak gerek aile gerek böyle bir duruma şahit olan büyüklerin merhametle yaklaşması mühimdir. Fakat bunun dışında kemikleşmiş , bu hali ile övünen bunu bir sapkınlık olarak görmeyenlere tavrımız nettir, bu konuda Rabbimizin söylediğinden öteye gidemeyiz. Aynı odada kalmaktan bahsetmişsiniz. Biz gereken tebliğimizi uyarımızı kim olursa olsun yaparız , bir insanı düştüğü kuyudan elinden tutup çıkarmamız gerekir fakat bu durumda onun kararlılığı bizim bizim kararlılığımızdan daha üstünse biz onu kuyudan çıkaralım derken onun bizi kuyuya çekme tehlikesi olabilir. O yüzden odada başörtülü yatmak vesaire gibi fıkhi sorulardan önce sormamız gereken asıl soru aynı odayı paylaşmamız ne kadar doğru sorusu olmalıdır? kişi dostunun dini üzeredir aynı odayı paylaşan insanlar mutlaka birbirlerinden etkileneceklerdir. Burada merhum Mahmut Zahid Kotku hazretlerinin şu sözünü hatırımıza getirelim ; "Ne kadar iyi olursan ol istersen evliya ol arkadaşın kötüyse yoldan çıkarsın." O zaman bu kadar cesur olmayalım hele de üniversite yurtlarında kalma yaşımız olan gençlik dönemlerimizde bu işle tek başına baş edemeyebiliriz. Bu durumda yapacağımız doğru davranış biz ağaç değiliz ki yerimizde köksalalım yerimizi değiştirme imkanımız var Elhamdülillah. Ve bu başörtüsü ile yatma çözümünden daha doğru bir çözüm olur. Çünkü bu dert sizin sorunuzdan sonraki soruda olduğu gibi örtülü ya da örtüsüz insanların problemi değil bir kimlik kayması olduğundan görüntüdeki bir düzelme ile sorun çözülmeyecektir. Hazır kimlik konusu açılmışken Bu hallerinden dolayı endişe ile destek almak üzere giden gençlere verilen çok manidar bazı cevaplardan da bahsedelim!!! "Sen aslında hasta değilsin, bu senin cinsel kimlik tercihin bunu bir hastalık kabul etmek yerine bu durumunla barışık yaşa" demek biyolojik hastalıklarda bile böyle bir cümle kurulduğunda sadece dünyası mahvolacakken bu tür durumlarda nesil emniyetini berbat ederek dünyasını bu çirkinliği normal kabul ettirerek ahiretini mahvedecek bir düşünceye imza atmaktır ve elle tutulabilir bir tarafı yoktur. Bu fille barışık yaşamak fıtratla düşman yaşamaktır. Gerçekten dedikleri gibi kimliğe saygı duyulması gerekiyorsa bu nasıl yaratıldıysa o hale saygı duyulması o kimliğe saygı duyulması ve yaratılmış olduğu kimliğe gelecek zararları def etmeye çalışması gerekir. Bizler bize "olumlu düşünemiyorum, çok karamsarım veya vesvese hastalığına tutuldum diye gelenleri bile aslında sen doğru bakıyorsun da çevren yanlış düşünüyor deyip gönderiyor muyuz ki bu meselede öyle davranalım. Problemi çözmek yerine insana yanlışını kabullendirmek ne derece tıp etiğine uygundur ? Üstelik bu fiil sadece Müslümanlıkta değil Yahudilik ve Hıristiyanlıkta da şiddetle reddedilmiş kesinlikle kabul görmemiştir. Bu konuda farklı dinden olmakla birlikte dinine bağlı diğer psikologların görüşlerini okuduğumuzda ve dinlediğimizde bunu daha iyi görüyoruz.
Amerikan NARTH genel başkanı Dr. Julia Hamilton bu konuda hem bütün dinlerde yasak ve kabul edilemez olduğunu hem de bu işin çirkinliğini kabullenip kurtulmak isteyenlerin kendilerine geldiklerinde onarıcı tedavinin oldukça güzel sonuçlar verdiğini bu hastalarından daha sonra heteroseksüel yani karşı cinse ilgi duyar hale gelip mutlu evlilikler yaparak çocuk sahibi olduklarını dile getiren hastalar olduğunu söyleyerek bu konunun çözüme ulaşabileceğini izah etmekte. Hatta bu tür hastalar arasında gençliğinde bu fiille boğuşmuş şu anda evli 2 çocuğu olan bir psikiyatristi de örnek vermekte. Tüm bunları neden yazıyorum Çünkü bu bir kader değil yeter ki bu işin normal bir durum olmadığını kabullenip bununla nasıl başa çıkacağımızın yollarını araştıralım.
NARTH genel başkanı Julia Hamilton bu destek tedavisinin üç boyutta ele alındığını söylüyor;
"Hemcinsine ilgi duymasının altında yatan temel neden"
"Yardım ve çözüm odaklı yaklaşım"
"Ve doğru bir sevgi ve bağlanma anlayışı"
Bu maddeleri birazdan eşcinselliği önleme yolları var mıdır ? sorusundan dolayı bir başlık altında tek tek ele alacağımız için burada girmiyorum.
Bu cevapla diğer öğrencimizin sorusunu da kısmen cevapladıktan sonra eşcinselliği önlemek adına ne gibi tedbirler alabiliriz ? Sorusuna gelelim. Öncelikle Allah Rasulü'nün ( sallallahu aleyhi ve sellem) bu konudaki tedbirleri ile başlayarak günümüz bilimsel verileri ile devam edelim.
Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem bu konuda en net tavrı koymuş en net çizgileri çekmiştir. Örneğin ;
Abdullah İbni Amr İbni Âs (ra) şöyle söyledi: Peygamber Efendimiz (SAV), benim üzerimde sarı renkte iki elbise gördü ve: "Bunu sana annen mi emretti?" buyurdu. Ben: "Onları yıkarım." dedim. "Hattâ onları yak." diye emretti. (Müslim, Libâs 28; bk. Nesâî, Zînet 95)
Peygamberimiz (SAV)'in bu ikazı üzerine, Abdullah İbni Amr, elbiselerini tandırda yakmıştı.Ertesi gün Peygamberimiz (SAV)'in yanına geldi ve Efendimiz (SAV) ona: "Ey Abdullah elbiselerini ne yaptın?" diye sordu. Abdullah da yaktığını söyleyince Efendimiz (SAV): Onları aile fertlerinden uygun olanlara giydirseydin ya! Şüphesiz kadınların onları giymesinde bir sakınca yoktur, buyurdular. (Aliyyü'l-Kârî, Mirkât, VIII, 136).
Hz. Enes (r.a) şunu söyledi: Peygamber Efendimiz (SAV), erkeğin sarı renkli koku sürünmesini yasakladı. (Buhârî, Libâs 33; Müslim, Libâs 77)
Yalnızca sarıda değil kırmızı rengin de erkekler için uygun görülmediğine dair bazı rivayetler vardır. Yukarıda örnek verilen hadis-i şerifler farklı zaman ve ortamlarda ortaya çıkmış olabilir. Tabii burada sarı veya kırmızı renk farklı tonlarla karıştırılarak kullanıldığı zaman o bayanı anımsatan göz alıcılık kırılmış ve böylece sakıncalı olmadığı da anlaşılmaktadır. Yani daha açık söyleyecek olursak kırmızının daha koyu bordoya çalan tonları bu yasak kapsamında değildir.Sarı için de aynı şeyi hardal gibi tonlar olarak söyleyebiliriz (Kırmızı da olduğu gibi)
Efendimiz (SAV)'in bazı renklerdeki parlaklığından dolayı erkek sahabelerin giyinmesine verdiği tepki dinimizde haram olan kadının erkeğe, erkeğin kadına benzemesi durumuna düşmemekten dolayı olabileceği apaçık ortadadır. Erkeklerde sarı ve kırmızı renkli kıyafetlerin bazı kaynaklarda mekruh olduğu görülmüştür. Gerekçesi ise kadına benzemek tehlikesidir. Tabii bu kıyafet seçimine çocukların daha küçük yaşlarından itibaren hassasiyet göstermemiz gerekir. Bugün kıyafetlerde Hatta çizgi film karakterlerinde unisex algıların yerleştirilmesi çocuklarımızın ilerki zamandaki düşüncelerini etkileme tehlikesi ile karşı karşıyayız. Çocuktur bir sakıncası yoktur diye düşünerek göz yumduklarımızdır belki de bugün özgürlük çığırtkanlığı yapılmasına sebep olanlar. O yüzden bu işin iplerini daha sıkı tutmak zorundayız. Peygamber aleyhisselamın bu konudaki tedbirlere binaen;
“Rasûlullah (s.a.v.), kadınlaşan erkeklere ve erkekleşen kadınlara lânet etti." (Buhârî, Libâs 62. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Libâs 28; Tirmizî, Edeb 24; İbni Mâce, Nikâh 22)
"Resûlullah (s.a.v.), kadınlara benzemeye çalışan erkeklere ve erkeklere benzemeye çalışan kadınlara lânet etti." (Buhari, Libâs 61)
"Resûlullah (s.a.v.), kadın gibi giyinen erkeğe, erkek gibi giyinen kadına lânet etti." (Ebû Dâvûd, Libas 28; bk. Ahmed İbni Hanbel, Müsned, 2/325)
Hadiste geçen “lanet”in Allah'ın rahmetinden uzaklık ve mahrum olmak demek olduğunu daha önceki yazılarımızda da açıklamıştık. Burada dikkatimizi çeken şey hayatının her alanına merhameti yerleştirmiş bir peygamberin bu konuda bu derece ciddi ve tavizsiz duruşudur. Yazının sonuna kadar okuduğumuzda verilen örneklerden anlayacağız ki bu derece bir tepki Allah resulü'nün merhametinin başka bir yansıma şeklidir.Öyle ki sahih hadis kaynaklarında geçen
Asr-ı saadette Peygamberimiz (asv) ashabıyla beraber bulunuyordu. Bir genç çıkageldi ve çok saygısızca:
"Ya Resulallah! Ben felanca kadın ile arkadaş olmak istiyorum, onunla zina yapmak istiyorum." dedi. Ashab-ı Kiram, bu durumdan çok öfkelendiler. İçlerinden gazaba gelerek genci dövmek ve huzuru Resulullah'dan çıkarmak isteyenler oldu. Bazıları bağırıştılar. Çünkü genç çok hayasız konuşmuştu.
Sevgili Peygamberimiz (asv) "Bırakın o genci buyurdu." Resulullah (asv), genci yanına çağırdı, dizinin dibine oturttu. Gencin dizlerini kendi mübarek dizine değdirecek bir şekilde oturttu ve:
"Ey genç, birinin annenle bu kötü işi yapmasını ister misin? Bu çirkin hareket hoşuna gider mi?" diye sordu. Genç hiddetle:
"Hayır Ya Resulallah." diye cevab verdi. Resulallah:
"Öyle ise o çirkin işi yapacağın kimsenin evlatları da bundan hoşlanmazlar." Sonra:
"Peki, bu çirkin işi senin kız kardeşinle yapmak isteseler, sever misin?" diye sorduklarında genç :
"Hayır, asla!" diyerek hiddetleniyordu.
"Şu halde insanlardan hiç kimse bu işi sevmez buyurdu." Sonra Hz.Peygamber (asv) mübarek elini bu gencin göğsüne/omuzuna koyarak şöyle dua etti:
"Allah'ım! Sen bu gencin kalbini temiz kıl. Namusu ve şerefini muhafaza eyle ve günahlarını da bağışla."
Genç, Resulallah (asv)'ın huzurundan ayrıldı. Bir daha günah işlemediği gibi böyle bir kötü düşünce aklından bile geçmeden yaşamış! (Müsned, V. 256- 257) ben zina etmek istiyorum Bana izin ver diye gelen bir gence dahi en yumuşak dille ve en güzel izahlı bu işin yanlışlığını dile getiren ve daha sonra o genç için dua eden peygamber Aleyhisselam'ın mevzu bu mesele olduğunda görmüş olduğumuz sert tavır en küçük bir yumuşama da insanlığın başına nasıl bir dert açacağını göstermesi açısından da manidardır.Efendimizin Bu tavrından da anlıyoruz ki gençlikteki duygu dalgalanmaları yla kökleşmiş ahlaki problemleri birbirine karıştırmamak lazımdır.
Anlıyoruz ki kıyafet seçimi öyle sıradan bir ayrıntı değil işi cinsiyet tercihine götürecek kadar önemli.O yüzden daha bugünden yaşları küçükken çocuklarımızı cinsiyetlerine uygun giydirmeyi, kız çocuklarının naifliğini bozmayacak tavır olarak erkeklere benzetmeyecek, bir hanımefendi görüntüsünden taviz vermeyecek şekilde giydirmeyi erkek çocuklarımızı bir erkeğe yaraşır şekilde giydirmeyi ihmal etmeyelim. Çünkü bizim küçük ayrıntılar dediğimiz şeyler büyüyerek önce bizim sonra da toplumun başına büyük dertler açabilir.
Yine Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem
"El ve ayaklarını kınalayıp kadınlara benzemeye çalışan birini sürgüne gönderdi." (Taberani, Ebu Davud).
Yukarıda da belirttiğimiz gibi belki daha önce okuduğumuz zamanlarda bu kadar yaptırım bu kadar şiddetli tepki bir rahmet peygamberinin uygulamasında nasıl olur deyip bir kısmımızın garipsediği durumları şu anki hali harama haram yanlışa yanlış diyenlerin başına gelen tepkileri gördüğümüz zaman bu tür uygulamaların masum zihinlerin kirlenmemesi, toplumdaki nesil emniyetinin muhafazası adına yapıldığını daha iyi anlıyoruz.
Gelelim profesör doktor Zeki Bayraktar gibi uzman psikologların da görüşleri eşliğinde bu konuyu önlemenin yollarına;
Çocuğun eşcinselliğe meyletmesinin en önemli sebebi hatalı anne baba mesajlarıdır. Bunun temelinde yatan neden ise çocuğa iyi bir rol model olmayınca çocuğun cinsel kimlik geliştirememesidir. Çocuklarda 1 yaşından 3 yaşına kadar çekirdek cinsel kimlik 6 yaşına kadar da cinsel kimlik gelişir bu yaşlar arasında heteroseksüel (karşı cinse ilgi duyan) cinsel kimlik gelişimi büyük oranda tamamlanır. Bu yüzden her iki cinsten çocuğun da cinsel kimliğini benimsemesi için cinsiyetiyle mutlu olması gerekir.
Bu dönemde erkek çocuklar babalarıyla kız çocuklar ise anneleri ile özdeşim kurarak cinsel kimliklerini geliştirirler. İşte bu olay sağlıklı olarak gerçekleşmezse çocuk daha emekleme çağında kimlik karmaşası yaşamaya başlar örneğin babasından sürekli şiddet gören bir anneye sahip olan emekleme çağında bir kız bebek henüz konuşamasa dahi kadın olmanın zayıflık olduğu ve bir kadın olmaması gerektiği bilinçaltına kazınır. Çocuklar küçük yaşta haklıyı haksızı ayırt edemediklerinden O muhakemeyi henüz kurabilecek güçte olmadıklarından dolayı bilinçaltına yanlış şeyler kazınmış olur. Dolayısıyla bu kız çocuğu gerçekleştirmesi gereken feminelle yani kadınsı kimliği gerçekleştirmeyecek güçlü olan karşı cinse özenmeye başlayacaktır. Aynı şekilde sürekli depresif kaygılar içerisinde yaşayan bir annenin kızının da aynı tehlike ile muhatap olabileceğini hatırda tutmak lazım. Çocukta bilinçaltına giden mesaj kadın olmak sürekli stresle boğuşmak kaygılı olmak o zaman sürekli bu halle boğuşmak yerine erkek olmanın daha iyi bir durum olacağı şeklinde yanlış mesajlarla karşı kimliğe kayma tehlikesi vardır.
Aynı hatalı davranış babalar tarafından otoriter olayım derken aşırı sert aşırı disiplinli mesafeli davranışlar ortaya koyması çocuğu duygularına saygı duyulması için erkek olmak değil de karşı kimliği benimsemenin daha doğru olacağı düşüncesine itecektir. Bu yüzden aşırı sertlik ve bununla disiplinli olduğunu düşünmek ve çocuğun duygularına saygı göstermemek babayla özdeşim kuramayacağı için erkek çocuğu için de başka yanlışlara kapı açabilir. Tabii bunu böyle bir baba yaptığı gibi aşırı korumacı aşırı şefkat gösteren bir anne de aynı hataya düşebilir. Annelerin Benim de gözlemlediğim en büyük hatalarından biri baba ile erkek çocuk arasında set çekmesi ya da babanın ilgisiz davranışlarına tepki olarak babanın varlığına rağmen o çocuğu tek başına büyütebileceği yanılgısına düşmesidir. Çocuğu hatalı erkek ortamlarından çekeyim derken çocuğa "biz bize yeteriz " diye sürekli onunla meşgul olmaya çalışması çocuk için iyilik olmayacaktır burada annenin yapabileceği en güzel iyilik onun vakit geçirebileceği kendi cinsine uygun ortamlar bulmak için gayret göstermesi ve eğer baba hayatta ise ve birlikte yaşanıyorsa çocuklar ısrarla günlük belirli bir süre de olsa babanın ilgi alanına tabiri caizse zorla sokulmalıdır.Evet belki babaların şöyle bir hatası var bizi de annemiz büyüttü bizim babamız da çok ilgilenmezdi gibi mazeretler sunabilirler fakat bu Allah Rasulü'nün asla tasvip etmediği bir durumdur ve bu konuda Rasulullah Bir babanın çocuğu ile 1 saat ilgilenmesi avuçlarla altın sadaka vermesinden daha değerlidir buyurarak bu işin önemine dikkat çekmiştir. Ben zaten yoruluyorum yorgun argın geliyorum Bir de çocukla ilgilenemem diye arasına mesafe koyan ve zaten çocukları için çalıştığını söyleyen babalar avuçlarla altın sadaka verme sevabını kaçırmaktadırlar. Bu konuda okuduğum şu hikayeyi sizinle paylaşmak isterim. Özel aracıyla çocuğunu okula bırakan bir baba bisikletle çocuğunu okula götüren bir babayı işaret ederek çocuğuna bak görüyor musun nasıl götürüyor çocuğunu okula deyinceçocuk babasına Evet görüyorum ben arabada arka koltuktayım ama o babasına sarılarak gidiyor cevabını vermiştir. Çocuklarımız bizden lüks bir yaşam istemezler çoğu zaman,onlarla geçireceğimiz nitelikli bir beraberlik lüks bir hayattan daha değerlidir onlar için. Bu durumda annelere düşen babanın olaya farkına varmaması durumunda farkına varmasını sağlayıp, gönül koyup çocuğu babadan uzaklaştırmak yerine sorumluluğunu hatırlatmasıdır. Uzaktan bakıldığında hayatın tüm yükünü yüklenen fedakar anne görüntüsü kulağa hoş gelebilir Ama ne olursa olsun güzel bir dille mücadele eden eşini de çocuğunu da kazanan anne daha doğru bir davranış yapmış olacaktır.
Burada anne cihetinden ikinci hatalı davranış ise boşanmış ya da evliliği devam etmekle birlikte eşinden gereken ilgiyi görmeyen hatta nefret söylemleri işiten bir annenin erkek çocuğuna erkekler ne işe yarar ki babanın şu eksikleri var şöyle kötü sadece yük vesaire gibi söylemlerle çocuğu farkında olmadan erkeklikten soğutup kendine yaklaştırması da büyük oranda çocuğu etkileyecek hatalı bir davranıştır.Peki doğru bir baba modeli olmayan ya da babası olmayan babasından ayrı yaşamak zorunda kalan erkek çocuklara yaklaşım nasıl olmalıdır ? Bakınız bu konuda yukarıda saydıklarımız bilinçaltını mutlaka etkileyecek önemli sebepler olmakla beraber yine sonuçta tercih kişinin kendisine aittir bunun haram olduğunu bilerek böyle bir şeye müslüman meyletmez. Fakat bu konuda yardımcı olmak üzere babanın bulunmadığı yerlerde ailede örnek olacak erkek modelleri ile çocuğun özdeşim içerisine girmesi gerekir her konuda olduğu gibi bu konuda da en güzel örneğimiz olan Allah Rasulü aleyhi ve sellemsallallahu babasını doğumundan 2 ay önce kaybetmiş fakat önce süt babası sonra dedesi sonra amcası Ebu Talip eşliğinde büyümüş ve hatıralarını okuduğumuzda her türlü ticari ve sosyal ilişkilerde Ebu Talip ile birlikte olduğunu görmekteyiz. Daha sonrasında peygamber aleyhisselamın evinde bizzat yetim çocuklar büyümüş ve onlara ideal bir baba örneği Allah Rasulü'nün eşliğinde gösterilmiştir. Hz Ali, Enes Bin Malik, Zeyd Bin Harise, Ömer Bin Ebu Seleme,Bişr bin Akva radıyallahu anhüm bunlardan bazılarıdır. Hiçbir konuda açık kapı bırakılmadığı gibi Efendimiz Aleyhisselam'ın hayatında erkek çocukları küçükken ölmüş olmasına rağmen erkek çocuklar nasıl yetiştiriliri bu sahabelerin hayatlarında efendimizin tutumu ile görüyoruz. O yüzden babanın yokluğu ya da uzaklığı çocuğu doğru erkek modelleri görmekten uzak tutmamız anlamına gelmez.Bu konuda elbette duanın etkin yönünü de gözönünde tutalım Rabbim çocuklarımıza ellerinden tutacak güzel örnekler nasip etsin güzel örnekler çıkarsın karşılarına...
Tabii anne babanın hatalı modelleri yanı sıra çocuğun küçük yaşlardan tacize uğramış olması, annenin aşırı baskıcı hatta dayağa yönelen davranışlarından dolayı çocuğun anneye açılamaması,yaşadığı çevrede verilen sosyokültürel mesajlar da bu yanlış dürtüyü destekleyecek hatalı davranışlardır.
Yine bir başka etken çocuğun ilk yaşlarında cinsel merak vücudunu tanıma düşüncesiyle yapmış olduğu birtakım davranışları engellemek adına cinsel bölge ve organları pis ve kötü olarak tanıtmak. Bu da yine çocuğun bilinçaltına yanlış mesaj gönderecektir. Elbetteki edep ile muhafaza edilmesi başkalarının dokunmasına müsaade edilmemesi bilinci çocuğa verilmelidir fakat bunu vücudunda taşıdığı kötü bir organ düşüncesi ile değil korunması gereken başkasına dokundurulmaması gereken bir bölge olarak öğretilmesi gerekir. Ve bu anlatılırken de abartılı cinsel bilgilere ihtiyacı yoktur o çocuğun bazen bir bakış bazen birkaç cümle Hatta banyo sonrası giyinirken bizim çocuğun özeline gösterdiğimiz saygı o çocuk için yeterlidir. Bunun yanı sıra maalesef toplu ortamlarda anlatılan ve çocukların şahit olduğu abartılı doğum öyküleri cinsellik konusundaki başarısız öyküler yine çocuk için yanlış bir bilinçaltı mesajıdır.Küçük bir çocuğun yanında konuşulmaması gereken bilgileri hele bir de bunu mizah yoluyla basitleştirerek dalga geçilme sebebi kılarak yapılması ya da bu mesele üzerinden bir korku düşüncesini zihinlerde şekillendirmek hiç doğru değildir.
Yine bir başka hatalı davranış anne babanın çocuğun cinsiyetinden memnun olmaması ve bunu çocuğa her fırsatta hissettirmektir. Bu konuda kızları çok olan bir ebeveynin özellikle babadaki erkek çocuk sevgisini dindirmek adına ya da erkek gibi davranırsam babam beni sever düşüncesiyle çocuk o şekilde davranmaya başlayacak ve kendi cinsel kimliğini geliştiremeyecektir.Bu konuda velilerden sıkça duyduğum endişeli soruların altında sıklıkla bu nedenin yattığına şahit olmuşumdur. Bu kız çocuğu sağlıklı bir evlilik yapsa dahi erkeksi davranışlarla yuvanın dengesini bozma, eşini her konuda bastırma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Yine aynı şekilde erkek çocuğu çok olan bir annenin ah şu çocuklardan biri de kız olsaydı düşüncesini sürekli dile getirmesi hele de çocuklar anneye sevgi ile bağlı ise anneyi mutlu etmek adına çocuğun kızsı davranışlar sergilemesine sebep olabilir. Bundan çok daha büyük bir hata olarak annenin 4. veya 5. erkek çocuğunu bir kızım olmadı bari bunu kız gibi seveyim diyerek saçlarını uzatması babadan uzaklaştırması ve çocuğun anne sevgisini kaybetmemek için göstermiş olduğu kızsı davranışlara prim vermesi olayı körükleyecektir.Çünkü gerek kız çocuğu babanın ona olan sevgisini gerek erkek çocuğu annenin ona olan sevgisini kaybetmemek için kendinden fedakarlık yapma tehlikesi ile karşı karşıyadır ve sevgiyi kaybetmeyi biz büyükler dahi göze alamayız bunun için de yeri gelir kendimizden birçok fedakarlıklar yaparak Sevgi ilişkisinin devam etmesi yolunda adımlar atarız.
Halbuki bu konuda göstermemiz gereken doğru davranış çocuğu kimliği ile sevmek, Allah ne takdir ettiyse o diyebilmek kız çocuklarının hor görüldüğü bir toplumda kız çocuklarına omuzuna alıp "Ben kızlar babasıyım" diye övünçle gezebilmektir Hz peygamberin yaptığı gibi.Bildiğimiz gibi Allah Rasulü'nün sallalahu aleyhi ve sellem erkek çocukları küçük yaşta vefat etmiş ve o kız çocuklarını yukarıda anlatıldığı üzere kız çocuklarını kimliklerinden taviz vermeden onur duyarak büyütmüştür .Yine Hz Esma annemizin 6 erkek çocuğu olmuş ve hiç birinde bunlardan birinin kız olmasına dair bir temennide bulunduğunu görmüyoruz. Kulluk ortamında bize düşen Allah'ın bize takdir ettiğinin Bizim arzu ettiğimiz den daha üstün olduğunu kabul edip geleni hoş gönülle karşılamak ve Allah'ın razı olduğu şekilde yetiştirmeye gayret etmektir
Her konuda olduğu gibi cinsellik konusunda da ilk eğitmen anne babadır.Çocuğa bu konuda doğru ve yeterli bilgi verilip doğru davranışlar sergilenmezse çocuk maalesef kendisine çok pencereler açacak internet gibi tehlikeli bir alemin kapılarını zorlayacaktır ve orada sadece öğrenmesi gereken değil öğrenmemesi gereken yaşının üzerinde birçok bilgiyi de öğrenecektir. Bu yüzden çocukların henüz sabiilik çağında bazen evcilik oyunu adı altında yaptıkları çocukça hatalara anormal tepkiler vermek çocuğa bir sapık muamelesi yapmak çocuğun cinsel gelişimine yapılacak en büyük hatalardan biridir. Bu durumda paniklemeden olayın doğru bilgisini mümkün olan en az cümle ile anlatmak bu bölgenin korunması gerektiğini izah etmek çoğu zaman yeterlidir. Abartılı cezalar çocuğu kendi cinselliğinden soğutabilir ve yukarıda da belirttiğimiz gibi normal bir evlilik geliştirirse dahi sağlıklı bir cinsel hayatı yaşayamamasına sebep olacaktır. Hatta uzman psikologların bu konudaki görüşlerini okurken bir ayrıntı yıllar önce dikkatimi çekmişti. Çocuğa verilen baskılı tuvalet eğitimi henüz yeni tuvalet eğitimi alan küçük bir çocuğun tuvaletini kaçırdığında anneden şiddet görmesi belki hiç aklımıza gelmeyecektir ama çocuğun zihin yapısında şu düşünceyi oluşturabilir. Evet ben bu bölgenin hatalı davranışından dolayı ceza alıyorum bu bölge kötüdür eğer o öyle yapmasa ben bu cezayı almam. Böyle bir düşünce ile çocuk bilinçaltına o bölgesi hakkında hiç de hoş olmayan mesajlar iletildiğinden ileriki hayatında cinsel soğukluğa sebep olacak davranışlar sergileme tehlikesi ile karşı karşıyadır.Belki bazılarımıza bu kadarı da abartılı bir düşünce küçücük çocuk neticede gibi gelebilir fakat bugün yatak odaları sağlıklı bir ilişkiye sahne olmadığından psikologların kapısını aşındıran bunca insanın biyolojik bir problemi olduğu ile izah edemeyiz durumu. Allah Rasulü'nün az sonra izah edeceğimiz davranışı da yukarıdaki düşünceye en güzel örneklerden biridir.
Her konuda bize örnek olduğu gibi Bu konuda da en güzel örneğimiz olan Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellemden naklen;
Ebu Hureyre radıyallahu anh, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin günlerinden, onun mescidinden bir olay naklediyor. Diyor ki: Bir bedevî mescide işedi. Sahabiler, adamı dövmek için ayağa kalktılar. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem olaya müdahale ederek buyurdu ki: ‘Adamı bırakın. İşediği yere de bir kova su dökün. Siz müjdeleyiciler olarak gönderildiniz, zorlaştırıcılar olarak gönderilmediniz.‘ Sonra da adamı çağırdı ve ona şöyle buyurdu: ‘Bu mescitlerde böyle kirli işler uygun düşmez. Buralar namaz kılmak ve Kur‘an okumak içindir.‘ [Buharî, Edeb, 80-6128]
Allah Rasulü'nün göstermiş olduğu şu nezaket ve anlayışa bir bakalım bir de temizlik hassasiyeti adı altında bazı annelerin çocuğa tuvalet eğitimi verirken göstermiş olduğu tepkiye...Annelerin bu tepkisini Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem koskoca bir adama mescidde böyle bir hatayı yaptığında dahi göstermemiştir.
Yazının sonlarına yaklaşırken en başlarında da belirttiğimiz gibi Allah Rasulü rahmet peygamberidir Eğer bir konuda bize ağır gibi gelen bir tepki vermişse bu tepki yine İslam toplumunu her türlü tehlikeden bertaraf etmek için verilmiştir. Yani merhametin bir başka yansıma şeklidir. Bu yüzden o tepkiler ondaki üstün merhamet özelliğine leke getirmez. Ve Efendimizin hayatını tarafsız ve insaf ilkesiyle değerlendiren hiçbir insaf sahibi de bu şekilde söylemez zaten.
Gücümün yettiğince bu konunun dini ve bilimsel olarak önlenebilirliğini anlatmaya çalıştım. Şunu asla akıldan çıkarmamak gerekir ki ergenlik dönemi birçok konuda olduğu gibi bu konuda da dalgalanmaların karmaşanın yaşanabileceği bir dönem hele de bilinçaltını yukarıda sayılan hatalar etkilemişse ergen bu konuda karmaşalar git-geller duygu bozuklukları yaşayabilir. Hatta daha ileri bir yanılsama ile ben eşcinsel miyim diye bakabilir. Fakat biyolojik bir bozukluk olmadığı sürece bu durum asla normal kabul edilmemeli bu duygu ile başa çıkabilmenin yollarına başvurulmalı geçmişte ebeveynin yaptığı hatalar üzerinden anne babaya bir nefret söylemi oluşturmak yerine Rabbimizin bize verdiği aklı ve fıtratımızda koymuş olduğu iyiyi sevme özelliğimizi kullanarak bu duygunun üstesinden gelmeye çalışılmalıdır. Bizim burada ebeveynlerin hatasını dile getirmemizdeki sebep ileride onları suçlamak ve bireylerin yaptıkları yanlış tercihlerine bu yapılan hataları öne sürmek değil, henüz gelişim aşamasında çocuklarımıza bu konuda doğru eğitimi nasıl verebiliriz hatalardan nasıl kaçınabiliriz sorularına cevap bulmaktır.
Bu konuda örneklendirilmiş daha geniş ve detaylı bilgi almak isteyen ebeveynlerebu yazıyı hazırlarken işin bilimsel yönü için Benim de başvurduğum kaynaklardan biri olan profesör doktor Zeki Bayraktar'ın "interseks- hermafrodit ve eşcinsel /norm ve norm dışı cinsellik farklar nedenler ve öneriler isimli kitabını öneririm.
Yazıma burada son verirken yukarıda da izah etmeye çalıştığım gibi her derdimizin devasını Kur'an ve hadislerde bulmak,doğru şekilde uygulamak, içimizdeki yanlış dürtüleri yine Rabbimizin yüreğimize koymuş olduğu Allah korkusu ile bastırmak (ki doğru yerleşen bu duygu arada yanılgıya düşsek de elimizden tutup bizi kaldıracaktır yeterki umursamaz bir tavır takınmayalım) gençliğimizi iffetle süsleyip yapılmış hatalardan nasuh bir tevbe ile arınıp tertemiz nesiller yetiştirebilmek duasıyla...
Allah'a emanet olunuz
Haktan Bilen.
